YAŞDÖNÜMÜ KRİZİ PSİKOLOJİSİ

YAŞDÖNÜMÜ PSİKOLOJİSİ

 

 30 yaş sendromu gerçekten var mı?

Bilimsel ya da psikiyatrik bir tanı adı olarak yok ama bizim meslek yaşamımızda karşılaştığımız pratik bir olgu olarak var. 20’li yaşlar gençlik dönemidir. 30’lu yaşlar ise orta yaşa geçiş dönemidir. 30 yaşına basmak bu nedenle insanlar üzerinde psikolojik olarak bir  “eşik” gibi algılanır. Kişi artık 20’li yaşların değil,30’lu yaşların bir üyesi olduğunu hisseder  ve bu onda bir panik duygusunu tetikler.

Kadınlar ve erkekler aynı şekilde mi yaşar bu süreci?

Kadınlar erkeklere göre yaşlanma konusunda hem psikolojik olarak hem de biyolojik olarak daha duyarlı olduklarından bu panik duygusu onlarda daha bunaltıcı olabilir. Kural olmamakla birlikte kadınlarda fiziksel yaşlanma kaygısı, erkeklerde ise kendini gerçekleştirme (umduğu başarı düzeyine ulaşma-ulaşamama) kaygısı daha baskındır.

Hangi yaş dilimlerinde ortaya çıkar?

Elbette bu durum sadece bu yaşa özgü bir duygu değildir. Örneğin uzun yıllar psikiyatri kitaplarında bir tanı olarak yer alan ancak bu gün daha genel bir sınıflandırma içinde yer alan “orta yaş depresyonu” ya da “yaş dönümü depresyonu” bu  “eşik” duygusunun en güçlü olduğu dönemdir. Kadınlarda 40-50 yaşlarına, erkeklerde ise 50-60 yaşlarına tekabül eden bir zaman diliminde ortaya çıktığı kabul edilir.

Hangi nedenler etkili olur?

Çocukların büyüdüğü ve aileden ayrıldıkları(boş ev sendromu), iş yaşamında belirli aşamaların tamamlandığı, emekliliğin yaklaştığı, yaşlanma ile ilgili kaygıların başladığı, sağlık sorunlarının başladığı bir dönemdir bu.  Üretkenlik  duygusunun doyumu yeterli değilse, bir başka ifadeyle kişi hayatta  ortaya koyduklarını yeterli ve kendisini başarılı bulmuyorsa, beklentilerinin yeterince karşılanmadığını hissediyorsa bundan sonra da bu beklentilerin artık gerçekleşmeyebileceğine bağlı birtakım endişelerin başladığı ve bazı aşırı durumlarda  durgunluk dönemi(stagnation) ile ortaya çıkan bir “yaşam krizi” oluşabilir.

İşte otuzlu yaşların başında yaşanan duygu karmaşası ve krizi bu yaş dönümü depresyonunun onu önceleyen bir minyatürü gibidir.

Yaş dönümü krizinin ağırlığı ya da derinliği kişiden kişiye değişiyorsa neye bağlı olarak değişiyor?

Krizin derinliği, yaş dönümü depresyonunda olduğu gibi, kişinin hayatının geçmişte kalmış kısmında ürettiklerinden ve ulaştığı başarıdan elde ettiği doyum, beklentilerinin karşılanmış olma düzeyi gibi kavramlarla çok yakından ilgilidir. Bazen kişinin ulaştığı başarı düzeyi gerçekten çok iyidir ama kişinin beklentileri çok yüksek olduğu için göreceli olarak kendisini başarısız hissetmektedir. Bu durumda bir terapi süreci içinde kişinin bu konuda içgörü kazanması temelli destek yardımcı olacaktır.

Kadınlarda?

Kadınlarda fiziksel yaşlanma kaygısı ve yaşanmamışlık duygusu öne çıkabilmektedir. Örneğin erken evlenen kadınlarda çocukluk ve gençlik yılları yavaş yavaş geride kalmaya başlayınca yaşanmamış bir çocukluğun ve gençliğin özlemi ve pişmanlığı rahatsız edici olmaya başlar.

 

Yıllar önce bir danışanımın çok erken yaşta severek evlendikleri kendisinden yaşça büyük eşine yönelik öfkesini hiç unutmadım: “Ona çok kızıyorum. Çocukluğumu, gençliğimi yaşayamadım. Evet, o zaman  evlenmeyi daha çok ben istedim. Ama eşim o zaman bunu kabul etmemeliydi. O bu kararın sağlıksız olduğunu fark edebilecek yaştaydı. O zaman ben ona evlenmek için baskı yaptığım halde şimdi kendimi aldatılmış gibi hissediyorum….” Bu duygu kişinin yeniden hayatı daha özgür bir şekilde ve yeni baştan kurgulama isteğini kamçılayabiliyor.

Kadınlar, sahip oldukları ve onunla kendilerini çok güçlü hissettikleri alımlılık, çekicilik, güzellik, gençlik gibi özellikleri kaybetmeye başladıklarını hissettikleri anda kendilerini daha zayıf hisseder ve panik yaşayabilirler. Bu dönemde daha özenli bakım arayışları, kayıpları telafi çabaları belirginleşir.

Öte yandan 30’lu yaşlar cinselliğin daha bilinçli ve daha seçici olarak yaşandığı yaşlardır. Kadınların cinselliğin içinde hep hissetmek istedikleri “duygusal boyut” gereksinimi bu yaşta daha da belirgin hale geliyor.(Oysa erkekler bu konuda daha az seçicidir ve duygusal boyutu daha çok ihmal ederler.)

Bazı kadınlarda özellikle bir bebeğin araya girmesiyle cinselliğe karşı bir “soğuma” yaşansa da genel olarak bu yaşlar kadınlarda cinselliğin en aktif  yaşandığı dönemlerden biri hata en aktifidir diyebiliriz.

Erken dönem yaş krizlerinin en önemli karakteristiklerinden biri henüz evlenmemişlerde evlenme  ile ilgili kaygıların yoğunlaşmasıdır. Bu yaştaki bir hanım daha önce mutlaka bir gün kendisini almaya geleceğini düşündüğü beyaz atlı prensinin gecikmesinden rahatsızlık duymaya başlar ve artık evleneceği kişiyi idealize etmekten vazgeçerek bazı beklentilerinden ödün vermeye başlar. Daha gerçekçi bir beklenti düzeyi oluşurken bazı fırsatların da geçmişte kalmış olmasından üzüntü ve pişmanlık duyulur. Evlenme yaşı geciktikçe bebek sahibi olmak için gereken ideal yaş diliminin de tükenmekte olduğu kaygısı bu dönem yaş grubu hanımlardaki bir diğer kaygı kaynağıdır.

Özetlersek; Bu yaşta hissedilen anksiyete(bunaltı, kaygı, sıkıntı) ve depresif ruh halinin en önemli bileşenleri fiziksel olarak yaşlanıyor olma korkusu ve beklentilerini, ideallerini, gerçekleştirmek için hedefinden uzakta olma bir başka ifadeyle “geç kalma” kaygısıdır.