Babasız Çocuklar; Psikiyatr gözüyle eşeysiz üreme

             

          BABASIZ ÇOCUKLAR Veya İNSANDA  ‘EŞEYSİZ ÜREME’

 

 

Son yıllarda ilgi çeken konulardan biri de klonlama yöntemiyle üreme. Teknik ayrıntılarından ziyade hem birey hem toplum açısından olayın psikolojik ve psikiyatrik boyutunu değerlendirmenizi istedik

 

Doğanın ve doğanın bir parçası olan insanın gerek biyolojik gerek toplumsal varoluşuna, normal işleyişine, kendiliğindenliğine (spontanite) yönelik her müdahale birçok zaman hesaplanmayan sakıncalarla yüz yüze bırakır bizi.

Teknoloji bu nedenle birçok zaman insanın yalın-doğal varoluşu için “iki ucu keskin bıçak” niteliğindedir. Bir yandan hayatımızı kolaylaştıran ve zenginleştiren olanaklar sunarken bir yandan da tüm varlığımızı ciddi şekilde tehdit eden potansiyel bir tehlike haline gelebilmektedir. Bütün insanlığı bir anda yok edebilecek nükleer tehlikeden insanların her yaz biraz daha kavrulmalarına neden olan ozon tabakasındaki delinmeye birçok örnek sayılabilir.

Bir zamanlar Amerika kıtasında zararlı bir böcek türüne karşı mücadele başlatıldı. Bir süre sonra başarılı sonuçlar alındı ve tam rahat bir nefes alınacağı sırada bu zararlı olduğu düşünülen canlının başka daha zararlı bazı hayvan ve bitki türlerinin aşırı üremesini engelleyici bir görevinin de olduğu, bu böceğin ortadan kalkmasıyla dengenin bozulduğu ve bu zararlı canlıların istilasıyla yüz yüze olunduğu anlaşıldı. Bu kez tersi işlemler gerçekleştirilerek o böcek türü tekrar kendi doğal gelişim ritmine bırakıldı.

Ekosistemlerin kendi içlerinde ve diğer ekosistemlerle çok dinamik bir etkileşimi ve dengesi vardır. Bunları göz önüne almadan teknolojik gelişmelerin insanın ve doğanın normal işleyişine yaptığı kaba müdahaleleri ürkütücü buluyorum. Bu gelişmelerden biri de son dönemdeki popüler konulardan biri olan ve iki ucu keskin bıçak niteliğindeki klonlamadır. Sizin söz ettiğiniz düzenek de ya klonlama ya da sperm bankalarından sperm alarak gerçekleştirilebilen bir işlem.

Aile çocuğun sosyal yaşama ilişkin temel bilgileri aldığı ve bu doğrultuda şekillendiği en küçük ve en temel sosyal birimdir. Bu birim içinde annenin ve babanın rolleri büyük önem taşır.

Aile dinamikleri içinde çocuk daha sonra arkadaşlarıyla, öğretmeniyle, patronuyla kuracağı sağlıklı ilişkilerin prototiplerini kurar ve öğrenir. Anneden daha çok karşılıksız sevmeyi, özveriyi, sevecenliği öğrenirken babadan daha çok ilkeselliği, kurallara uymayı, ödül ve cezayı, otoriteyi öğrenir.

Anne ya da babanın olmadığı ailelerden gelen çocukların insanlar arası ilişkilerde, hayatı öğrenmede ve sosyal ilişkilere uyum göstermede birtakım güçlükler yaşadıkları toplum içinde de iyi bilinen hususlardan biridir. Çocuk özdeşleşerek ve öykünerek büyür. Olumlu örnekleri taklit etmeye çalışır ve bunlardan bir kısmı onda yerleşerek kişiliğinin ve karakterinin bir parçası olur. Çocuğun minik dünyasında en çok taklit edilmeye değer bulunan davranışlar ise anne babaya aittir ve çocuğun en çok taklit ettiği ve özümsediği davranış ve tutumlar anne-babasınınkilerdir.

Çocuk birbirini bütünleyen iki rolden birinin olmadığı durumlarda onun eksikliğini sağlıklı olmayan mekanizmalarla uygun olmayan özdeşimler kurarak aşmaya çalışır. Bu da onun gelişimini olumsuz yönde etkileyecektir. Daha basit bir değerlendirmede sokaktaki bir oyun arkadaşının “senin baban neden yok?” sorusu çocuğu derinden yaralayabilir. Babasının olmamasının suçlusunu ararken öfkesi annesine hatta kendisine yönelebilir ve bazı psikopatolojilere yol açabilir.

Buraya kadar olan bölümde sadece çocuğun psikolojisi açısından olayı irdeledik. Bir de söz konusu annenin psikolojisinden daha doğru deyimle psikopatolojisinden söz etmek gerekir. Kadın ve erkek ruhsal ve bedensel olarak birbirine gereksinen yapıdadırlar. Duygusal Olarak da birbirlerini bütünlerler. Çocuğunun gözlerinin içine baktığında onda sevdiği insanı andıran parçalar bulan anne veya baba çocuğunu aynı zamanda sevdiği insanla arasında kopmaz bir bağ olduğu için de ayrıca sevecek ve mutlu olacaktır.

Diğer yandan hiç hafife alınmaması gereken bir konu da şudur: çocuk yetiştirmek, eğitmek, sağlıklı gelişimini sağlamak çok güç bir görevdir. Bu görevi tek başına üstlenmek durumunda kalan anne (veya baba) yıpranır, yorulur ve bir süre sonra yetersizlik hissedebilir. “Hem annelik hem babalık ettim…” diyen insanların sızlanmalarını duymuşuzdur. Zira çocuğun hem anneden hem babadan alması gereken belli özellikler vardır.

Ayrıca kaba bir hesapla yarısını annesinden, yarısını babasından aldığı genetik kodlarını kopyalayarak bir çocuk sahibi olan annenin, anne-babasının çocuklarının annesi olmak gibi ruhsal durum üzerindeki etkisi zor tahmin edilebilir bir sıradışı duygulanım yaşayacağı açıktır. Önemli bir husus da bu yolla sadece kız çocuk sahibi olunabildiği için erkeklerden arındırılmış bir aile yapısının ortaya çıkacağı, bu durumun hem aile bireylerinin bireysel ilişkilerinde hem de toplum ile olan ilişkilerinde sorunlu alanlar oluşturacağı gerçeğidir.

Evlilik kurumunun geleceğine ilişkin sorunuza gelince; tarih boyunca evlilik düşmanları da evliliği kutsayanlar da hep oldu ancak biyolojik ve psikolojik bir “bütünleme, tamamlama” işlevinin yerine getirildiği bu kurumun, doğal bir gereklilik olarak kalacağından kuşkum yok. Bir bebeği çok konforlu bir ortamda büyütebilirsiniz ama ona annesinin gözlerindeki ışıltıyı veremezseniz(ya da babanın güven verici korumasını) duygusal dünyası eksik kalacaktır.

Son olarak şundan da söz etmek gerekir: böyle konularda karar verirken sadece kendi adınıza karar vermediğinizi, bu kararın sizin kadar doğacak çocuğunuz adına da verilmiş bir karar olduğunu unutmamanız gerekir.

Anne ya da babadan herhangi birinin, çocuğunu diğer ebeveyni olmadan yaşamaya mahkum etmeye hakkı olmadığını düşünüyorum.”