EMZİRME DÖNEMİNDE ANNE-BEBEK İLİŞKİSİ VE ANNE-BEBEK PSİKOLOJİSİ

EMZİRME DÖNEMİNDE ANNE-BEBEK İLİŞKİSİ VE ANNE-BEBEK PSİKOLOJİSİ

                         

 

Doğumun gerçekleşmesiyle hem anne hem bebek için önemli iki dönem başlamış olur;

*Anne için loğusalık dönemi

*Bebek için süt çocukluğu dönemi (Temel güven-Temel güvensizlik dönemi)

Bebeğin doğumdan birinci yaşın sonuna kadarki          dönemde annesiyle kurduğu iletişim onun biyolojik gereksinimlerini karşılamanın yanında sosyal ve psikolojik olarak da daha sonra kuracağı ilişki ve iletişimin ilk örneklerini, ilk çekirdeklerini oluşturur.

 

Bu nedenle annenin bu dönemde bebeğin ihtiyaçlarını geciktirmeden karşılaması, ona yakın ve ilgili davranması bebekte sevgi ve güven duygularının ilk tohumlarını filizlendirir.

 

Annenin herhangi bir nedenle(fiziksel ya da psikiyatrik bir hastalık, ekonomik, toplumsal, ailesel nedenler vs.) bu sevgi ve güven duygusunu oluşturacak şekilde davranamaması çocukta daha sonraki yıllarda da devam edecek bir sevgi arayışına ve güvensizlik duygusuna yol açabilir.

 

Bu nedenle bazı psikiyatri otörleri bu dönemi temel güven Temel güvensizlik dönemi olarak adlandırmışlardır. Bebek bu dönemde tümüyle anneye bağımlı durumdadır.

 

Yani tüm ihtiyaçları ancak anne tarafından ( ya da anne yerine geçen kişi karşılanabilir durumdadır. Bebeğin bağımlılığına karşılık anne de bebeğine bağlıdır. Bu bağlılık ve bağımlılık anne ve bebek

 

Bebeğin bağımlılığına karşılık anne de bebeğine bağlıdır. Bu bağlılık ve bağımlılık  anne ve bebek arasında ruhsal olarak bir kilitlenme oluşturur. Bu karşılıklılığın bir tarafında annenin vericiği, bakıcılığı, koruyuculuğu, diğer yanında bunlar olmazsa hayatını sürdüremeyecek durumdaki bebeğin bağımlılığı yatar.

 

Anne ve bebek arasında erken fiziksel ve görsel iletişim bu bağlılığı kolaylaştırır. Sevgi davranışları, okşamak, öpmek, kucaklamak ve gözünü dikerek bakmak şeklindeki davranışlar anne ile bebek arasındaki etkileşimi devam ettirmeyi kolaylaştırır. Bu nedenle de doğumdan sonra makul olan en kısa sürede anne ve bebeğin fiziksel teması sağlanması yararlıdır. Emzirme bir yönüyle bebek için biyolojik ve fizyolojik olarak ideal beslenme şeklini oluştururken diğer yandan psikolojik olarak da son derece gerekli ve yararlı olan anne-bebek arasındaki yakın fiziksel teması sağlar.

 

İlk aylarda sadece fizyolojik ve biyolojik olan bağımlılığın 3-6 ay arasında psikolojik boyutu öne çıkmaya başlar. Her ihtiyaç duyduğunda yanında beliren, altını temizleyen, karnını doyuran, onu terden, soğuktan, sıcaktan, ağrıdan koruyan birinin varlığı bebekte kendisinin güvende olduğu duygusunu oluşturur ve anneye bağlanma kuvvetlenir.

 

  1. aya gelindiğinde bu bağlanma duygusu öylesine yerleşmiştir ki ortaya zaman zaman belirgin olarak algılanan anneden ayrılma korkusu çıkar. Bu bağlanma duygusu yerleştikten sonra annenin yitimi çocukta ağır ruhsal çökkünlük belirtilerine(bebeklik depresyonu) ve daha uzun sürerse kişilik gelişiminde önemli örselenmelere neden olabilir (Kişiliğe yerleşen bu zedelenmeye ya da psikolojik yaraya “temel güvensizlik duygusu” diyoruz).

Son dönemlerde gündeme gelen “anne sütü bankası” tartışmalarında yukarıdaki bilgiler ışığında şu gerçek göz ardı edilmemelidir; Emzirme anne ile bebek arasında doyurmaktan/beslemekten çok daha fazla anlam taşımaktadır. Bebeğin fiziksel ihtiyaçları yanında psikolojik ihtiyaçlarının da doyurulduğu bir ilişkidir. Annenin sevgi ve ilgisi bebek tarafından kısa sürede fark edilir ve somut olarak en çok emzirme sırasında hissedilir.

İhtiyaçlarının karşılanması, açlığının doyurulması yanında değerli olduğu, önemsendiği, sevildiği duygularının oluşmasına da neden olur. Sevildiğini hisseden bebek sevmeyi öğrenmeye başlar. “Sevgi” ve “güven”  duygularının ilk tomurcuklarını içinde hissetmeye başlar ve böylece ruhsal olarak sağlıklı bir gelişimin ilk adımları atılmış olur.

Aksi durumda yani anne sütüyle de olsa bebeğin doyurulduğu ancak emzirme gibi sıcak bir fiziksel temasın anne ile bebek arasında gerçekleşmediği durumlarda bebek sevgi, ilgi ve şefkatin annesinin beden diliyle kendisine sunulmasından mahrum kalacak, sevildiğini ve değerli olduğunu hissetmeyecek böylece de “sevgi” ve “güven” duygularının gelişimindeki eksiklik nedeniyle ileriki hayatında sorunlar yaşayabilecektir.

Bebek ve gelişimi için bu denli önem taşıyan bu dönemde anne psikolojisinin de çok önem taşıyacağı açıktır. Bu nedenle doğumdan sonra annelerin en sık karşılaştıkları iki sorun olan ‘doğum sonrası depresyonu’ ve ‘annelik hüznü’ hem annenin sağlığı açısından hem de anne bebek ilişkisi açısından oldukça önemlidir; Bakınız: doğum sonrası depresyonu ve annelik hüznü.(link)