ust

 

 

 

 

Psikiyatrist Dr. Gıyasettin Ekici

 

 

Ana Sayfa Kimdir ? Ulaşım İletişim

Randevu için arayınız

***

0.212

sol

 

MESLEKİ YAZILARI

Annelik Hüznü

Bunama

Cinsel Sorunlar

Deprem

Depresyon

Dövmeler

Emzirme dönemi psikolojisi

Evlilik Sorunları

Hipnoz

Hizmetler

İlaçlı Tedavi

Koruyucu

Maskeli depresyon

Okul çağı sorunları

Oyuncaklar ve çocuklar

Panik

Psikiyatrist ?

Psikoterapi

Ruhsal Check-Up

Sosyal Fobi

Stres

Şizofreni

 

RÖPORTAJLAR

Aşkın anatomisi

Bebek evliliğe darbe mi?

Çocuğunuz, eşinize karşı saygılı olduğunuzu görsün

Daha daha ne alsak

Hukuku içselleştirmek ve suç

Mutsuz olanın sevgiye ihtiyacı var

Ne olursa olsun umut sizinle kalsın

Erkek ve kadın arasında Psikoseksüel farklılıklar

Okul korkusu

Pearcing

Sıkıntı Maske

Solaklık bir kusur değildir

Şizofreni deyince

Yaş dönümü
Yeni yılda yeni şeyler düşünmek gerek

 

Emzirme döneminde psikoloji

 

EMZİRME DÖNEMİNDE ANNE-BEBEK İLİŞKİSİ VE ANNE-BEBEK PSİKOLOJİSİ

 

Doğumun gerçekleşmesiyle hem anne hem bebek için önemli iki dönem başlamış olur;

Anne için loğusalık dönemi

Bebek için süt çocukluğu dönemi.

Bebek: (Temel güven-Temel güvensizlik dönemi)

Bebeğin doğumdan birinci yaşın sonuna kadarki dönemde annesiyle kurduğu iletişim onun biyolojik gereksinimlerini karşılamanın yanında sosyal ve psikolojik olarak da daha sonra kuracağı ilişki ve iletişimin ilk örneklerini,ilk çekirdeklerini oluşturur.

Bu nedenle annenin bu dönemde bebeğin ihtiyaçlarını geciktirmeden karşılaması,ona yakın ve ilgili davranması bebekte sevgi ve güven duygularının ilk tohumlarını filizlendirir.

Annenin herhangi bir nedenle(fiziksel ya da psikiyatrik bir hastalık, ekonomik, toplumsal, ailesel nedenler vs.) bu sevgi ve güven duygusunu oluşturacak şekilde davranamaması çocukta daha sonraki yıllarda da devam edecek bir sevgi arayışına ve güvensizlik duygusuna yol açabilir.Bu nedenle bazı psikiyatri otörleri bu dönemi “Temel güven-Temel güvensizlik dönemi” olarak adlandırmışlardır.

Bebek bu dönemde tümüyle anneye bağımlı durumdadır. Yani tüm ihtiyaçları ancak anne tarafından (ya da anne yerine geçen kişi tarafından)karşılanabilir durumdadır. Bebeğin bağımlılığına karşılık anne de bebeğine bağlıdır. Bu bağlılık ve bağımlılık  anne ve bebek arasında ruhsal olarak bir kilitlenme oluşturur. Bu karşılıklılığın bir tarafında annenin vericiği,bakıcılığı,koruyuculuğu,diğer yanında bunlar olmazsa hayatını sürdüremeyecek durumdaki bebeğin bağımlılığı yatar. Anne ve bebek arasında erken fiziksel ve görsel iletişim bu bağlılığı kolaylaştırır. Sevgi davranışları,okşamak,öpmek,kucaklamak ve gözünü dikerek bakmak şeklindeki davranışlar anne ile bebek arasındaki etkileşimi devam ettirmeyi kolaylaştırır. Bu nedenle de doğumdan sonra makul olan en kısa sürede anne ve bebeğin fiziksel teması sağlanması yararlıdır. Emzirme bir yönüyle bebek için biyolojik ve fizyolojik olarak ideal beslenme şeklini oluştururken diğer yandan psikolojik olarak da son derece gerekli ve yararlı olan anne-bebek arasındaki yakın fiziksel teması sağlar.

İlk aylarda sadece fizyolojik ve biyolojik olan bağımlılığın 3-6 ay arasında psikolojik boyutu öne çıkmaya başlar. Her ihtiyaç duyduğunda yanında beliren,altını temizleyen,karnını doyuran,onu terden,soğuktan,sıcaktan,ağrıdan koruyan birinin varlığı bebekte kendisinin güvende olduğu duygusunu oluşturur ve anneye bağlanma kuvvetlenir. 6. aya gelindiğinde bu bağlanma duygusu öylesine yerleşmiştir ki ortaya zaman zaman belirgin olarak algılanan anneden ayrılma korkusu çıkar. Bu bağlanma duygusu yerleştikten sonra annenin yitimi çocukta ağır ruhsal çökkünlük belirtilerine(bebeklik depresyonu) ve daha uzun sürerse kişilik gelişiminde önemli örselenmelere neden olabilir (Kişiliğe yerleşen bu zedelenmeye ya da psikolojik yaraya “temel güvensizlik duygusu” diyoruz).

Bebek ve gelişimi için bu denli önem taşıyan bu dönemde anne psikolojisinin de çok önem taşıyacağı açıktır.Bu nedenle doğumdan sonra annelerin en sık karşılaştıkları iki sorunu burada konuşmak gerekir.Anne bebek ilişkisi açısından bu iki durum yada sorun oldukça önemlidir;

 

 

1)ANNELİK HÜZNÜ (MATERNITY BLUES)

Doğumdan sonraki ilk  hafta içinde görülür

Annelerin kendilerini biraz mutsuz,tedirgin ve tuhaf hissettikleri fakat zihinsel işlevlerinin normal olduğu bir durumdur.

Doğumdan sonraki 3.ve4. gün bu belirtilerin en şiddetli olduğu zamandır.

Normal bir çocuk doğuran annelerin yaklaşık ¾’ü bu durumu yaşar(%50-80).

(Normal geçmeyen, sorunlu, komplikasyonlu gebeliklerde  ve doğumlarda bu olumsuz duyguların daha somut nedenlerinin olmasından dolayı daha farklı değerlendirilmesi gerekir.)Bir başka deyişle annelik hüznü doğum komplikasyonu(olumsuz ve istenmeyen gelişme)   veya anestezi etkisine bağlı değildir.

Annelik hüznü yaşayan kadınlarda çoğunlukla gebeliğin son 3 ayında anksiyete(sıkıntı) ve depresyon yakınmaları gözlenir ve bu annelerde aybaşı gerginliği,doğum korkusu ve kötü sosyal koşullar daha sık görülür.

Tedavi gerekmez,birkaç gün içinde kendiliğinden düzelir. Bu durum  en çok ilk gebelikte görülür.

 

2)DOĞUM SONRASI DEPRESYONU

Doğuran kadınların  yaklaşık %10-15'inde görülür (Bizim İstanbul’da yaptığımız bir çalışmada %16 oranında doğum sonrası depresyonu saptadık).

Genellikle loğusalığın ilk iki haftası içinde başlar. Bu dönemde kadınlar üzüntülü,sıkıntılı,ağlamaya hazır görünür. Mutsuzluk,bitkinlik,neşesizlik,isteksizlik,hayattan zevk alamama ilgisizlik gibi yakınmaları olan annelerin bebeğin bakımı için gereken yoğun uğraş ve uykusuzluğa da maruz kalmaları durumu ağırlaştırır.

 

Bu duygusal karmaşanın bir çok nedeni vardır:

A)Hormonal:

1- gebelik sonuna doğru çok yükselmiş bulunan östrojen   ve progesteron hormonlarının doğumdan sonra birdenbire hızla azalması

2-adrenal steroidlerin (böbreküstü bezinin salgıladığı bir hormon) birdenbire azalması

B)Diğer:

doğum olayının başlı başına oluşturduğu stres ve annelik rolünün getireceği yeni sorumlulukların bilincinde olma bunların başlıcalarıdır

 

Aynı dönem erkek (baba) için de benzer duygular oluşturabilir:

Sorumlulukların artışı,

cinsel beraberlik imkanının bir süre kısıtlanması

eşinin ilgisinin kendi üzerinden doğacak çocuğa kayacağı kaygısı

iyi gitmeyen evliliklerde çocuğun ayrılmayı zorlaştıracak yeni bir bağ olması

…gibi faktörler babada tedirginlik ve stres oluşturabilir.

 

Olumsuz Faktörler:

daha önce bir psikiyatrik hastalık geçirmiş olma

halen stres verici bir yaşam olayını yaşıyor olma

çok genç yaşta anne olma

erken dönemde ortaya çıkan annelik hüznü

kötü evlilik ilişkisi(ayrılmayı zorlaştıran yeni bir bağın oluşumu nedeniyle)

sosyal destek yokluğu vb.

…durumu olumsuz etkileyen etmenlerdendir.

 

Doğum sonrası depresyonları çoğu zaman diğer depresyon ataklarına kıyasla hem daha ciddi seyretmekte hem daha sık tekrarlama eğiliminde olmaktadır.

Başlangıç zamanının (doğum) bilinmesi nedeniyle de tedavi açısından fırsat tanımaktadır.

Doğumdan hemen sonra tedaviye başlanan hastalarda daha çabuk ve daha kesin bir iyileşme elde edilebilmektedir.

 

 

Doğum sonrası depresyonun anne-bebek ilişkisini bozarak bebeğin psikolojik gelişimi üzerinde olumsuz etki bırakabileceği de unutulmamalıdır.

Her bin doğumdan 1-2'sinde ise yoğun depresyon (çökkünlük) duygusuna eşlik eden intihar fikirleri olabilir. Bazı ciddi depresyon vakalarında ise halüsinasyonlar(varsanı) ve hezeyanlar(sanrı) hatta bebeğini öldürme düşünceleri gibi psikotik belirtiler görülebilir.

 

 

tedavi

Tedavide psikolojik ve sosyal destek ilaç tedavisi kadar önemlidir.

Bütün bunlar göz önünde bulundurularak bu dönemde eşler birbirlerine karşı hoşgörülü ve toleranslı olmalı,özellikle annenin içinde bulunduğu nazik durum çevre tarafından özellikle de eşi tarafından desteklenerek atlatılmalı,gerek duyulduğunda bir psikiyatriste başvurmaktan çekinilmemelidir.

 

Doğum sonrası psikoz

 

1000 doğumdan birinde görülür.

Hezeyanlar, halüsinasyonlar, davranış ve düşünce bozuklukları,bilincin sislenmesi, konfüzyon, şaşkınlık görülür.

Ani,patlayıcı başlangıç,hızlı dekompansasyon.

Genellikle doğumu takip eden 2-3 hafta içinde başlar ve 2-3 ay kadar sürer.

İlk doğumlarda daha sık ortaya çıkar.

Bir kez puerperal (loğusalık) psikoz geçiren bir kadının,daha sonraki hamileliğinde tekrar hastalanması riski artar.

Loğusalık psikozunda anne ve çocuk için yeterli emniyet tedbirleri almak kaydıyla,anne ile çocuğu ayırmamak gerekir.